Gönderilmeyen mesaj: bir trans kadının dijital hayatı
İstanbul’da bir trans kadının dijital hayatı, eski telefonda kalan bir cümleyle değişir. Ada’nın gönderilmeyen mesaj ve arkadaşlık üzerine öyküsü.

Kurgu öykü; kişiler ve olaylar hayal ürünüdür.
İstanbul’da bir trans kadının dijital hayatı o akşam iki telefon ekranında açıktı. Ada’nın eski cihazındaki gönderilmeyen mesaj, gözüne fotoğraflardan önce çarptı. Çekmecedeki telefonu birkaç görüntüyü ayırmak için açmıştı. Ekranın köşesi çatlamış, şarj kablosu gevşemişti. Berrin’e aylar önce gönderdiğini sandığı cümle, hâlâ yazı alanında bekliyordu: “Pazar için ben de varım.”
Çekmeceden çıkan konuşma
Otuz beş yaşındaki trans kadın, telefonu masaya düz koydu; eline alınca kablosu çıkıyordu. Ekranın altındaki cümleyi birkaç kez okudu. Konuşmanın görünen bölümünde Berrin'in son mesajı vardı. Pazar günü bir araya gelmek istemiş, Ada'dan yanıt beklediğini yazmıştı. Ada kendi cevabını hatırlıyordu. Hatta bir süre Berrin'in o cevaba dönmediğini düşünerek kırılmıştı.
Otuz dokuz yaşındaki arkadaşıyla eskiden daha sık konuşurlardı. Son aylarda mesajlar kısa selamlara, bazen yalnızca paylaşılan bir fotoğrafa dönüşmüştü. Ada bu seyrekliği, o pazar planından sonra başlayan soğuklukla açıklamıştı. Şimdi elinin altındaki cümle bu açıklamayı bozuyordu.
Telefondan kesin olarak anlayabildiği tek şey, o cümlenin konuşmada gönderilmiş bir mesaj olarak görünmediğiydi. Berrin'in ne düşündüğünü bilmiyordu. Yine de ilk tepkisi ekranın fotoğrafını çekip bir açıklama göndermek oldu.
Ekrana sığan fazla şey
Yeni telefonunu kaldırıp eski ekranın fotoğrafını çekti. Görüntüde yalnız o cümle yoktu. Daha yukarıda Berrin'in işine ilişkin bir konuşma, bir tarih ve başka bir kişinin adı da görünüyordu. Ada fotoğrafı paylaşmadan önce durdu. Kendi hatasını anlatmak için bütün konuşmayı yeniden dolaşıma sokması gerekmiyordu.
Fotoğrafı bir kenara bıraktı, yeni mesaj açtı. “Sana o gün yazmıştım ama telefon yüzünden...” diye başladı. Sonra sildi. Telefonun neden göndermediğini bilmiyordu; belki de kendisi başka bir işe geçip göndermeyi unutmuştu. Geçmişteki hareketini kesin hatırlamadığı halde kabloya, ekrana veya uygulamaya suç yüklemek kolay geliyordu.
İkinci denemede daha uzun yazdı. Nerede oturduğunu, o gün neden acele ettiğini ve telefonu ne zaman değiştirdiğini anlattı. Mesaj iki paragraf oldu. Okuyunca Berrin'in asıl cümleyi bulmak için epey uğraşacağını düşündü.
Kısa cümlenin zorluğu
Ada sonunda şunu yazdı: “Eski telefonumda, pazar buluşması için yazıp göndermediğim cevabı buldum. Ben sana yanıt verdiğimi sanıyordum. O gün gelmek istemiştim.”
Parmağı bir süre gönderme düğmesinin üzerinde kaldı. Cümle kısa olduğu için eksik hissediyordu. İçine bir açıklama, bir neden, bir de Berrin'in onu yanlış anlamaması için ek söz koymak istedi. Sonra “Nasılsın?” yazdı ve gönderdi.
Telefonu yüzüstü çevirdi. Mutfakta bulaşıkları yerleştirmeye başladı ama iki tabaktan sonra geri döndü. Yanıt yoktu. Bu kez bekleyişin ne kadar çabuk bir hikâyeye dönüştüğünü fark etti. Berrin'in mesajı görüp görmediğine dair bir şey bilmiyordu; yine de zihninde onun yüz ifadesini canlandırmıştı.
Ada masayı toplamaya devam etti. Eski telefonu olduğu yerde bıraktı. Gevşek kablo, cihaz kıpırdamadıkça işini yapıyordu.
Berrin'in geç gelen sesi
Yanıt ertesi gün geldi. Berrin uzun bir sesli mesaj göndermişti. Ada işe gitmek üzere kapıyı kapatırken gördü, fakat merdivende dinlemedi. Mesajı aceleyle bölük pörçük duymak istemiyordu. Öğle arasında, oturabildiği bir yerde baştan sona dinledi.
Berrin önce o pazar gününü hemen hatırlamadığını söyledi. Sonra aklına gelmişti. Ada'nın işi çıktığını düşünmüş, tekrar sormamıştı. Aralarındaki sessizlik için de tek bir neden anlatmıyordu. Kendi işinde yorucu bir dönem vardı; bazı arkadaşlarına dönmeyi ertelemiş, sonra konuşmayı nereden açacağını bilememişti.
Mesajın ortasında bir kapı sesi duyuldu. Berrin cümlesini yarım bırakıp yeniden başladı. “Ben de seni arayacaktım,” dedi. “Bu biraz boş bir cümle oluyor ama gerçekten öyle.”
Ada o bölümü tekrar dinledi. Berrin'in kusursuz bir açıklama kurmaması hoşuna gitti. İkisinin de elinde eksiksiz bir zaman çizelgesi yoktu.
Konuşmanın tonu değişirken
Ada cevap olarak uzun bir ses kaydı hazırladı. İlk denemede gereğinden ciddi konuştuğunu fark etti. İkinci denemede fazla neşeli olmaya çalıştı. Üçüncü kayda başlamadı; doğrudan yazdı: “Ben de nereden açacağımı bilemiyordum. Bu hafta kısa bir kahve içmek ister misin?”
Berrin aynı gün için uygun olmadığını, birkaç gün sonra boş zamanı olabileceğini söyledi. Ada eskisi gibi hemen bütün gününü açmadı. Kendi işinin biteceği zamanı yazdı. İki mesaj sonra bir saat aralığında anlaştılar.
Planın kısa olması Ada'yı düşündüğünden fazla rahatlattı. Aylarca seyrek konuşmuş iki insanın ilk buluşmada her şeyi anlatması gerekmeyecekti. Berrin de “Bir saat oturabilirsem iyi olur,” diye yazmıştı. Ada bunun ilgisizlik anlamına geldiğine karar vermedi. Arkadaşının gerçekten söylediği süreyi kabul etti.
Eski fotoğrafların arasında
O akşam eski telefona yeniden döndü. Başta aradığı fotoğrafları ayırdı. Birinde kendi saçını kesmeye çalıştığı bir günün sonucu, diğerinde Berrin'in masa örtüsüne dökülen kahve vardı. Ada saç fotoğrafına güldü. Onu Berrin'e göndermek istedi ama önce sorduğu kahve planının yanıtını bekledi. Her bulduğu eski şeyi konuşmaya eklemek istemiyordu.
Bazı fotoğraflarda artık görüşmediği insanlar vardı. Bunları hemen silmek veya yeniden paylaşmak arasında bir karar vermedi. O günkü işi, saklamak istediği birkaç görüntüyü seçmekti. Geceyi bütün geçmişini düzenleyerek geçirmek için oturmamıştı.
Gönderilmeyen mesajın fotoğrafını yeni telefonundan kaldırdı. Berrin'le konuşurken ona ihtiyaç kalmamıştı. Eski konuşmayı da satır satır kopyalamadı. Kendi seçtiği küçük fotoğraf grubunu ayırdıktan sonra telefonu kapattı ve kabloyu çekmecede ayrı bir yere koydu.
Masada yapılan düzeltme
Buluşmaya Ada önce geldi. Berrin içeri girdiğinde ikisi bir an nasıl selamlaşacağını seçemedi. Sonra alıştıkları gibi sarıldılar. Masaya oturunca ilk konuşulan şey kayıp mesaj olmadı. Berrin Ada'nın saçındaki değişikliği fark etti; Ada da onun yeni gözlük çerçevesine baktı.
Bir süre sonra Berrin, “Ben o pazar akşamı başka bir şey yapmışım zaten,” dedi. “Sonradan hatırladım.”
Ada, kendi zihninde büyüttüğü günün karşı tarafta bu kadar dağınık kalmasına önce şaşırdı. Sonra rahatladı. Kaçırılmış tek bir kahve, arkadaşlıklarının kesin kırılma noktası değildi. Arada söylenmemiş birçok küçük şey vardı; hepsini o masada çözmediler.
Ada eski saç fotoğrafını gösterdi. Berrin gülerek telefonu geri verdi. “Bunu saklamış olmana sevindim,” dedi. Ada, “Ben de bugün,” diye cevapladı.
Yeni mesajın son hali
Eve dönerken Ada konuşmayı zihninde yeniden yazmadı. Berrin'in ne demek istemiş olabileceğini tek tek incelemek yerine, birlikte güldükleri fotoğrafı düşündü. Yeni telefonunda kısa bir mesaj açtı: “Görüşmek iyi geldi. Eve vardım.”
Bu kez gönderildiğini görmek için konuşmaya baktı. Mesaj kendi satırında duruyordu. Telefonu cebine koydu. Yanıtın hemen gelmesini beklemeden mutfağa geçti, kendine yiyecek hazırladı.
Gece Berrin'den tek cümle geldi: “Bana da iyi geldi.” Ada bir sonraki buluşmayı o anda planlamadı. Eski telefon çekmecedeydi; artık içindeki yarım cümle, arkadaşlığın bütün açıklaması değildi. Ertesi gün konuşacak başka bir şey bulabileceklerini düşündü.